Çocuklar Konuştu, Salon Sustu…Tehlikeli Oyunlar Tek Tek Deşifre Oldu!..
Türkiye’nin hangi şehrine gidersem gideyim, hangi okulun konferans salonuna girersem gireyim, artık birbirine çok benzeyen ama her seferinde insanı yeniden sarsan aynı tabloyla karşılaşıyorum. Programın ilk dakikalarında sessizce dinleyen, gözlerini benden çok ekranlarına alıştırmış çocuklar… Konu dijital dünyanın görünmeyen yüzüne, oyunların arka planına, sosyal medya algoritmalarına, bağımlılık sistemlerine, psikolojik yönlendirmelere geldiği anda ise salondaki hava tamamen değişiyor. Önce bir el kalkıyor… Ardından bir tane daha… Sonra onlarca… Bazen yüzlerce… Ve çoğu zaman programın sonunda aynı cümleyi duyuyorum:
“Hocam, biraz daha anlatır mısınız?”
“Hocam, bizim de anlatacaklarımız var…”
“Hocam, sınıfa dönmek istemiyoruz…”
Yıllardır Türkiye’nin dört bir yanında yürüttüğümüz dijital farkındalık konferanslarında şunu çok net görüyorum:
Çocuklarımız sadece teknoloji kullanmıyor. Çocuklarımız aynı zamanda görünmeyen bir dijital kuşatmanın içinde büyüyor.
Oyun oynadığını sanırken yönlendiriliyor, eğlendiğini düşünürken bağımlı hale getiriliyor, sosyalleştiğini zannederken algı operasyonlarının tam merkezine çekiliyor. Ve en çarpıcı olan şu:
Çocuklar bunu fark etmeye başlamış durumda. Yeter ki biri onlara doğru soruları sorsun, yeter ki biri onları gerçekten dinlesin.
İşte geçtiğimiz günlerde İstanbul’un Ataşehir ilçesinde yaşadığımız tablo da bunun en güçlü örneklerinden biriydi. Ama emin olun, bu sadece Ataşehir’in hikayesi değil.
Bu, Türkiye’nin dört bir yanında büyüyen bir neslin hikayesi.
Hayatım boyunca binlerce insanla aynı salonda buluştum. Mikrofon tuttum, program yaptım, ekranlarda oldum, konferanslar verdim, gençlerle, ailelerle, eğitimcilerle bir araya geldim. Fakat Ataşehir’de yaşadığım o 40 dakikanın sonunda karşılaştığım manzarayı kolay kolay unutabileceğimi sanmıyorum. Çünkü o gün konuşan ben değildim.
O gün konuşan çocuklardı.
Daha doğrusu, dijital dünyanın tam ortasında büyüyen bir nesil ilk kez içini döküyordu.
Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü öncülüğünde, “Kale’m Ailem” projesi kapsamında gerçekleştirdiğimiz “Dijital Risklere Karşı Farkındalık” konferansında amacımız, çocuklara ekranın görünen yüzünü değil, görünmeyen tarafını göstermekti. Sosyal medyanın, oyunların, algoritmaların, bağımlılık sistemlerinin, dijital manipülasyonların nasıl çalıştığını anlatıyorduk. Oyunların neden ücretsiz sunulduğunu, uygulamaların neden sürekli bildirim gönderdiğini, bazı platformların neden kullanıcıyı çevrim içi tutmak için psikolojik teknikler kullandığını, görünürde eğlence olan birçok içeriğin aslında dikkat, zaman, veri ve davranış satın aldığını örneklerle paylaşıyorduk.
Her zamanki gibi sunumumuzu yaptık, örnekler verdik, sorular sorduk. Yaklaşık 40 dakikanın sonunda programı bitirmek üzereydik.
Tam o sırada bir el kalktı. Ardından bir tane daha… Sonra onlarca… Sonra yüzlerce…
Ve salonda şu cümle yankılandı:
“Hocam, sınıfa dönmek istemiyoruz…”
İşte o an anladım… Bir şey değişmişti.
Artık anlatan ben değildim, artık anlatmak isteyen onlardı. Çünkü ilk kez izledikleri, oynadıkları, maruz kaldıkları şeyleri anlamlandırmaya başlamışlardı.
Mikrofonu ilk alan öğrencinin sesi hala kulaklarımda. Bana bir savaş oyunundan bahsetti. “Hocam,” dedi, “oyunda camiyi bombalıyorlar…” Salon bir anda sessizliğe gömüldü. Sonra devam etti:
“Allah yazısının üstünden tank geçiriyorlar… Osmanlı askeri olduğumuzda kıyafetlerimiz kötü, silahlarımız kötü gösteriliyor… Hep biz yeniliyoruz…”
O an salondaki öğretmenlerin yüzüne baktım. Velilerin gözlerine baktım. Herkes aynı şeyi düşünüyordu:
Çocuklar sadece oyun oynamıyordu…
Çocuklar farkında olmadan bir içerik bombardımanının içinde yaşıyordu.
Bir başka öğrenci mikrofonu aldı. Bu kez konu bağımlılıktı. Söylediği cümle yetişkinlerin çoğundan daha netti:
“Hocam, onların amacı oyun oynatmak değil… Bizi bağımlı yapıp para kazanmak…”
Bu cümleyi kuran bir ortaokul öğrencisiydi.
Bir başkası çevrim içi oyunlarda yaşadığı dışlanmayı anlattı. Filistin bayrağıyla oyuna girdiğini, sırf bunun için sistematik şekilde hedef alındığını söyledi. “Ama ben çıkmayacağım hocam,” dedi. “Temsil etmeye devam edeceğim.”
O an salonda sadece dijital farkındalık değil, karakter ve duruş da konuşuluyordu.
Bir diğeri “Kanlı Para” adını verdiği oyunu anlattı. “Adamı tıkladıkça para kazanıyorsun, sonra silah geliyor…” dedi. Çocuk anlatıyordu, biz dinliyorduk. Ama aslında hepimiz bir gerçekle yüzleşiyorduk.
Şiddet bazen ekranlarda oyun olarak başlıyor, zamanla normalleşiyor, sonra davranış kalıplarına dönüşebiliyor.
Daha sonra söz alan başka öğrenciler, gece yarısı gelen görev mesajlarından, tanımadıkları kişilerden gelen oyun davetlerinden, oyun içi satın almalara zorlayan sistemlerden, arkadaşlarını dışlayan sosyal medya gruplarından, sahte fenomen hesaplarından, gizli ödül sistemlerinden ve psikolojik manipülasyonlardan bahsetti.
Bir öğretmenin bana dönüp sessizce söylediği cümleyi hiç unutmuyorum:
“Biz aynı okuldayız ama çocuklarımızın yaşadığı dünyanın bu kadar farklı olduğunu bilmiyorduk…”
İşte dijital dünya artık sadece teknoloji meselesi değil.
Bu bir karakter meselesi.
Bu bir kimlik meselesi.
Bu bir bilinç meselesi.
O gün konferans bitmedi.
O gün bir farkındalık başladı.
Ders zili çaldı ama çocuklar yerinden kalkmadı. Gitmek istemediler. Sormaya, anlatmaya, deşifre etmeye devam ettiler.
Ben de onlara son bir şey söyledim:
“Problemli oyunları sileceğiz… Yetmez, şikayet edeceğiz… Oyunlardan gelen görevleri asla yapmayacağız… Çünkü bazen karşınızda bir oyuncu değil, sizi yönlendiren bir sistem olabilir.”
Sonra salondan yüzlerce ses aynı anda yükseldi:
“SÖZ!”
İşte umut tam da burada başlıyor.
Bugün çocuklarımız tehdit altında olabilir. Oyunlarla, sosyal medya algoritmalarıyla, gizli mesajlarla, dijital bağımlılık sistemleriyle kuşatılmış olabilirler. Ama şunu çok net gördüm:
Eğer doğru anlatılırsa, çocuklar gerçeği görüyor.
Eğer onlara güvenilirse, sorguluyorlar.
Eğer bilinç verilirse, manipülasyonu fark ediyorlar.
Ataşehir’de yaşananlar, aslında Türkiye’nin dört bir yanında yükselen sessiz bir uyanışın güçlü bir yansımasıydı. Ve aldığımız güçlü geri dönüşler gösteriyor ki bu yolculuk burada bitmeyecek. Yeni eğitim öğretim döneminde Teknoşenlik vizyonuyla, yine birlikte, yine sahada, yine çocuklarımızla olacağız. Daha fazla okulda, daha fazla salonda, daha fazla yüreğe dokunacağız. Çünkü biz bir öğrenciyi bile dışarıda bırakacak lükse sahip değiliz.
Çünkü mesele teknoloji değil.
Mesele geleceği kimin inşa edeceği.
Vesselam…
BİLİŞİM & SOSYAL MEDYA UZMANI
TV PROGRAM YAPIMCISI - YÖNETMEN
- ramazanavukatlık mesleği hukuk mesleği değildir. taraf olan hukukcu olamaz. bence avukatlar hakim yapılsın. iki tarafın haklarını da devletten maaş alanlar korusun. yoksa fakir avukatsız zengin 20 avukat ile çalışıyor hak yerini bulmuyor. adalet taban
- ramazannoterler hiç bir işe yaramayan kurumlar. boşuna vatandaşın parasını alıyor. bence kapatılsınlar. karşılıklı sözleşme nüshaları var olan kişiler hakkını koruyabilir.
- Şeyh Müslüm İncedalElektro optik ve savunma sanayi alanında bir çok ürün geliştirdim, bunları programınız aracılığı ile bir yatırımcı ile buluşturmak istiyorum, ürünleri programınızda çalıştırabiliriz, ciddi anlamda ses getirecek niteliktedir.
- İdris ERGİNİsmim İdris ERGİN Tokat'ın Turhal ilçesinde yaşamaktayım. 18 yaşındayım. Ak Parti 27. dönem Milletvekili Aday Adayıydım. Bir genç olarak AKİT TV'de yürütmüş olduğunuz Genç Görüş programına katılmak istiyor sizinle program yapmak istiyorum.
FACEBOOKTA BİZ