Minab’ın Çocukları ve Hakikatin Sesi

“Sadece İran haberleri yapıyorum” dediğimde, bunu bir tercihten öte bir sorumluluk olarak görüyorum. 7 Ekim’den sonra Filistin’deki mücadeleyi duyurmaya çalışıyordum; şimdi de İran’dan yükselen çığlıkları ve İran’ın kafirlere karşı verdiği mücadeleyi…
Bir çocuğun sesi, Meclis kürsüsünde yankılanıyor. AK Partilili vekil Yücel Arzen Hacıoğulları, dört gündür uyutmayan o sesi dinletiyor milletvekillerine. “Sadece ses kalıcıdır” diyor ya İranlı şair Füruğ Ferruhzad; işte o ses, Minab’ta öldürülen çocukların sesi.
Minab. Daha önce belki adını bile duymadığımız bir kent. Şimdi ise 200’ün üzerinde şehitle anılıyor. Bir kız okulu… Çocuklar… Hedef alınan en genç şehit 1 yaşında. Bir yaşında bir bebek, Tahran’da toprağa verildi.
İstatistikler konuşuyor: 926’dan fazla şehit, 6.186’dan fazla yaralı. 18 yaş altı 180 şehit, 301 yaralı. 5 yaş altı 3 şehit, 39 yaralı. En genç yaralı 6 aylık. Altı aylık bir bebek, Bostanabad’da hastaneye kaldırılıyor. 91 yaşında bir dede, Kamyaran’da yaralanıyor. Rakamların arkasında yüzler var, hayaller var, yarım kalan hikâyeler var.
Dünya, İran füzelerinin Tel Aviv’deki isabet anını konuşurken Fox News canlı yayınında duyulan patlama sesini tartışırken, ben Minab’ta öldürülen çocukları düşünüyorum. 200’ün üzerinde çocuk. Bir okul. Savaşın tarif etmediği, bombaların ayırt etmediği masumlar.
İran Devrim Muhafızları, Hürremşehr-4 füzeleriyle karşılık verirken, ABD ve İsrail 36 saatte 3.000’den fazla mühimmat harcarken, asıl soru şu: Bütün bu teknolojinin, bu gelişmiş silahların, bu milyarlarca dolarlık savunma sistemlerinin ortasında, bir çocuğun hayatı nerede duruyor?
Washington Post’un haberine göre Trump 30.573 yalan söyledi. Günde ortalama 21 yalan. Ama yalanlar, gerçeklerden daha hızlı yayılıyor.
3T, 1B, 1Y diye özetliyorum: Telefon, Tablet, Televizyon, Yapay Zeka. Bu şeytani yapı, sadece ABD ve İsrail lehine olan haberleri gündemde tutarak büyük bir algı oluşturuyor. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak naklediyor.
Minab’taki çocukların katilleri tespit edildi diyor Fars Haber Ajansı. Pilotların kimlikleri, uçuşun yapıldığı hava üssü, suçluların ait olduğu ülke… Hepsi belirlenmiş. “Sert intikam yolda” deniyor. Ama intikam, ölen çocukları geri getirir mi?
Bakü TV’nin yayınladığı görüntülerde, Nahçıvan’da düşürülen İHA’ların üzerinde Azerbaycanca “İstehsalat Birliyi” yazıyor. Oysa suçlama hemen İran’a yöneltilmişti. İslam ile İslam savaşını başlatmak için. Sahte bayrak operasyonları, Mossad ajanları, dezenformasyon… Savaş sadece cephede değil, ekranlarda da sürüyor.
Kanwal Sibal’ın sözleri manidar: Hindistan’ın davetlisi olarak Milan tatbikatına katılan İran savaş gemisi, mühimmatsız ve savunmasız haldeyken ABD denizaltısı tarafından vuruldu. “Biz ev sahibiydik” diyor Sibal. “ABD, Hindistan’ın hassasiyetlerini göz ardı etti.” Uluslararası hukuk, hassasiyetler kadar esnek mi artık? İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Trump’a verdiği cevap tarihi bir uyarı niteliği taşıyor: “Artık bizi kandıramazsınız. 23 yıl önce ABD, Saddam’ın nükleer silahlarını yok etmek bahanesiyle bizi Irak savaşına sürükledi; ancak hiçbir nükleer silah bulunamadı.”
Bu sözler, bugün İran üzerinden oynanan oyunun da aslında aynı senaryo olduğunu gösteriyor. Ortadoğu’da gerçek nükleer tehdit nerede sorusu sorulmuyor. Necef çöllerinin altında konuşlandırılan ve varlığı artık sır olmaktan çıkan İsrail’in nükleer silahları görmezden geliniyor. Yüzlerce nükleer başlığa sahip bir güç, uluslararası denetimden muaf tutulurken, İran’ın barışçıl nükleer faaliyetleri “bölgesel tehdit” olarak sunuluyor.
İkinci Irak senaryosu yeniden sahneleniyor: Sahte istihbaratlar, abartılı tehdit senaryoları, medya üzerinden yürütülen algı operasyonları ve sonunda bir ülkenin daha işgaline zemin hazırlayan yalanlar. Oysa biliniyor ki, bölgede var olan tek nükleer tehdit İsrail’in denetimsiz nükleer cephaneliğidir. Ancak uluslararası güç dengeleri, bu gerçeğin konuşulmasına izin vermiyor.
Dünya Sağlık Örgütü, İran’daki sağlık merkezlerine yönelik 13 saldırıyı izlediğini açıkladı. Hastaneler, okullar, siviller… Savaşın kuralları mı değişti, yoksa kurallar mı yok?
Ben, veresetül embia’nın -peygamber mirasçılarının- bir ferdi olarak, peygamberler gibi doğruyu nakletmekle mükellefim. Onlar nasıl zulüm karşısında susmadıysa, biz de susmayacağız. İster Filistin’de olsun, ister İran’da, ister Myanmar’da… Müslümanın kanı coğrafyalarla ayrılmaz.
Pezeşkiyan’ın sözleriyle bitirelim: “Bölgede kalıcı barışa bağlıyız, ancak ülkemizin onurunu savunma konusunda en küçük bir tereddütümüz yoktur.” Barış isteyenler, ateşi yakanlara seslenmeli. Arabuluculuk çağrısının muhatabı, İran halkını küçümseyerek bu ateşi yakanlar olmalıdır.
Ve Minab’taki çocuklar… Onların sesi, Füruğ Ferruhzad’ın dediği gibi kalıcı. Kelimeler canlı. Biz de o sesi canlı tutacağız, kelimelerle, haberlerle, hakikatle.
Çünkü biliyoruz ki, bir gün hesap sorulacak. Ve o gün, “görmedim, duymadım, bilmiyordum” demenin bir anlamı kalmayacak.
SON SÖZ
Ve şimdi, şehit olan Devrim Lideri Ayetullah Hamaney’in son sözleriyle bitirelim: “Amerika ve İsrail yok olacak. Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınacak.”
Belki ben göremeyeceğim bu günü. Belki siz de göremeyeceksiniz. Belki biz toprak olacağız, belki adımız unutulacak. Ama şu gerçek ki: Zulüm ebedi değildir. Her zalim bir gün yok olur. Minab’ta katledilen çocukların hesabı sorulacak. Filistin’de öldürülen bebeklerin hesabı sorulacak. Bir gün gelecek, ezan yeniden Mescid-i Aksa’da özgürce yankılanacak.
ABD ve İsrail yok olacak. Çünkü zulümle abad olanın akıbeti berbat olur. Kudüs özgür olacak, Mescid-i Aksa’da saf tutacak müminler. Biz göremesek de, görür gibi inanıyoruz. Çocukların gözyaşlarıyla sulanan bu topraklar, bir gün özgürlük çiçekleri açacak.
O gün gelene kadar, hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Ta ki zulüm bitene, ta ki adalet yerini bulana kadar.
Hakikat, ne kadar örtbas edilirse edilsin, bir çocuğun gözyaşında kendine yol bulur. Minab’ta akan gözyaşları, bir gün zalimlerin boğazında düğümlenecektir. Kudüs’te kılınacak o bayram namazına kadar, direniş ve mücadelemiz sürecek.
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN
Muhammet BİNİCİ Korkunun İktidarı, Aklın Tasfiyesi
BİLİŞİM & SOSYAL MEDYA UZMANI
TV PROGRAM YAPIMCISI - YÖNETMEN
- ramazanavukatlık mesleği hukuk mesleği değildir. taraf olan hukukcu olamaz. bence avukatlar hakim yapılsın. iki tarafın haklarını da devletten maaş alanlar korusun. yoksa fakir avukatsız zengin 20 avukat ile çalışıyor hak yerini bulmuyor. adalet taban
- ramazannoterler hiç bir işe yaramayan kurumlar. boşuna vatandaşın parasını alıyor. bence kapatılsınlar. karşılıklı sözleşme nüshaları var olan kişiler hakkını koruyabilir.
- Şeyh Müslüm İncedalElektro optik ve savunma sanayi alanında bir çok ürün geliştirdim, bunları programınız aracılığı ile bir yatırımcı ile buluşturmak istiyorum, ürünleri programınızda çalıştırabiliriz, ciddi anlamda ses getirecek niteliktedir.
- İdris ERGİNİsmim İdris ERGİN Tokat'ın Turhal ilçesinde yaşamaktayım. 18 yaşındayım. Ak Parti 27. dönem Milletvekili Aday Adayıydım. Bir genç olarak AKİT TV'de yürütmüş olduğunuz Genç Görüş programına katılmak istiyor sizinle program yapmak istiyorum.
FACEBOOKTA BİZ